Üyelik Girişi
MAHMİLDE BUNLAR VAR
Site Haritası
Takvim
  • Barak Kültürü ve Ezo Gelin - 14/01/2009
  • BARAK KÜLTÜRÜ

     VE 

    EZO GELİN

    BARAK KÜLTÜRÜ VE İKİZCE DE KÖY ODALARI TARİHİ

    İKİZCE KÖYÜ KÖY ODALARI GENELDE KERPİÇ EVDEN ALTI HASIR DENİLEN KİLİMLER YADA ÜSTÜ KAMIŞTAN YAPILMIŞ HAVALANDIRMASI KOLAY OLAN İÇİ MİS GİBİ TOPRAK KOKAN MIRRASI KAHVESİ ÇAYI VE YEMEĞİ MİSAFİRPERVERLİĞİN ÖN SAFHADA TUTULDUĞU GEÇMİŞTEN GELECEĞE YAŞATILAN BİR KÜLTÜR DÜR.

    BARAK KÜLTÜRÜ NEDİR VE BARAK OVASI

    Gaziantep Yörük Türkmen Derneği tarafından yürütülen "Geçmişten Geleceğe Barak Kültürü" proje kapsamında Barak Ovası'na gezi düzenlendi.
    Yörük Türkmen Derneği Başkanı İlyas Göğebakan, yaptığı açıklamada, "Barak Ovası'nın tarihi, turistik yerlerini gençlere tanıtmak aynı zamanda yörede yaşayan gençlerle yaşlıları bir araya getirmek, bu bağlamda yörenin gelenek görenek ve yaşam tarzlarını gençlerimize tanıtmak amacı ile bu geziyi tertip ettik" dedi.
    Gezi kapsamında Oğuzeli Güneyse Köyü, Dokuzyol Köyü'nde Ezo Gelin mezarı ve Barak Kültür Merkezi'ni ziyaret ettiklerini ifade eden Göğebakan, "Ezo Gelin'in hayatı hakkında gençlerimize bilgi verdik. Ayrıca, Karkamış ilçesi Alaçalı Köyü'nde bulunan Barak Odası'nı ziyaret ederek Baraklıların vazgeçemediği acı kahve içildi. Gezinin devamında Barak'ta sözlü kültürün önde gelen isimlerinden olan Recep Gonca gençlerimize Barak iskan türkülerini seslendirdi. Recep Gonca ayrıca gençlerimize Barak Türkmenlerinin iskan ederken çekmiş olduğu sıkıntıları şiirsel bir şekilde anlattı" şeklinde konuştu.
    Geziye katılan gençlerin ise gezi sonunda, bu tür gezilerin belirli aralıklarla tekrarlanmasını ve Barak Kültürü'nün Türk Kültürü içerisinde çok önemli bir yer tuttuğunu belirterek bu gezi sayesinde Barak Kültürünü daha yakından tanıma fırsatı bulduklarını söylediler.

    Dünya üzerinde insanların bugünkünden daha fazla göç ettiği, büyük kalabalıklar hâlinde oradan oraya taşındığı bir zaman dilimi düşünün. Yeryüzü dengesini henüz bulamamış; topluluklar yurt edinme telaşı içinde... Kimsenin kimseye `hoş geldin` demediği, yerleşmek için birilerini yerinden etmenin kaçınılmaz olduğu günler...

    Şimdi denilebilir ki, hayli zaman oldu, sınırlar çizildi, kapılar örtüldü, evli evine köylü köyüne döndü. Kim hatırlar o büyük göçleri? Barak Türkmenleri hatırlar. Anadolu`ya son gelen Oğuz boyu olduklarından belki de, yaklaşık dört yüz yıl önce Horasan`dan seksen dört bin çadırla yola çıkıp da Anadolu`ya gelişleri henüz taze bir hatıradır onlar için. Bugün Barak Ovası`nda yani Gaziantep`in Oğuzeli ilçesinin güneyinden ve Nizip ilçesinin kuzeydoğusunda bulunan Belkıs köyünden başlayarak doğuda Fırat nehri kıyısına ve güneyde Suriye sınırına kadar uzanan geniş alanda, kime sorarsanız sorun, bir çocukluk anısından söz eder gibi o uzun ve çileli yolculuğu anlatır size... Neden böyledir? Seksen dört bin çadırın başındaki Firuz Bey`in kahramanlığı, yol boyunca karşılaşılan sıkıntılar, ölümler kalımlar nasıl bu kadar canlı kalabilir belleklerde?

    Cevabı Barak Ovası`nda aradık. Antep`te ve köylerde geçirdiğimiz beş gün `dipsiz bir kuyu` denilen Barak kültürünü hakkıyla tanımak için yeterli değildi elbet; ama serin bahçelerde bağlama dinleyip barak odalarında acı kahve içmek `Evet, anladım` deme hakkı verir insana. Türküler, fıstık ağaçları, kerpiç evler ve misafiri baş tacı eden bir toplulukla sarmalanmak zihni açar, kavrayışı kolaylaştırır. `Hadi canım!` diyenler gidip dolaşabilir; ama şimdi kavurucu bir sıcak var oralarda, en güzeli bir serinlikte bu yazıyı okumak, anlattıklarımızı dinlemek...

    EZO GELİN TÜRKÜSÜ PEK MAKBUL DEĞİLMİŞ MEĞER

    Barak kültürü içinde Ezo Gelin pek de adı anılmayan, hani sorulmasa söylenmeyen bir figür. Dört yüz yıllık hikâyelerin anlatıldığı ovada, elli yıl önce yaşamış Ezo Gelin`in esamisi okunur mu? Dışarıdan gelenler Uruş köyündeki Ezo Gelin mezarına götürülüyor elbette; hatta Ezo`nun kardeşi Kenan Bozgeyik ile tanıştırılıyor; ama çok geçmeden anlaşılıyor ki, bu ziyaret yeni başlayanlar için bir ısınma turundan ibarettir sadece; turistik bir faaliyetten öte değildir.

    Baraklar için mühim olan eskidir, çok eskidir; Miskin Ali ile Benli Sultan`ın, Kul Mustafa ile Meryem`in, Garip ile Şahsenem`in, Hurşit ile Maho`nun aşk hikâyeleridir. Hikâye dediysek hepsi yaşanmıştır. Hayalî hiçbir olaya, hiçbir kahramana rastlanmaz Baraklarda. Türküler hep olup biteni anlatır, tek bir satır yoktur ki ilham ürünü olsun. Yazılı bir kaynak olmadığı hâlde kültürün bütün tafsilatı ve tazeliğiyle bugüne ulaşmasının sırrı da burada gizlidir işte.

    Uzun havalar Barakların tarih kitabıdır; Horasan`dan nasıl çıkıldı, hangi yollardan geçildi, o yollarda kimler öldü, kimler kimlere âşık oldu da kavuşamadı hepsi türkülerde kayıtlıdır. Türküler de ne türküdür ama! İnsanı dertten öldürür. Ovada bir usta, bağlamayı almayagörsün eline, başlar önce öne eğilir, sonra iki yana sallanır, cigaralar sarılır, elin günün içinde deyip de utanmasa insan hep birlikte ağlanabilir... Şaşılacak şey, yerleşik düzene geçeli bunca zaman olmuşken, göçün yasını tutmak, geride kalana kahırlanmak! `Çıktık Horasan`dan sökün eyledik. Düşürdüler bizi tozlu yollara` diye başlayan uzun hava şöyle devam eder: `Bölük bölük yüklendi göçler/Atlandı ihtiyar, yayandı gençler/Başımıza geldi gördüğüm düşler/Düşürdüler bizi gurbet ellere.`

    OSMANLI VE BARAKLAR

    Barak için gurbet el neresidir? Horasan`dan çıkmaları neyse de, Anadolu`da bir türlü yurt edinemeyip oradan oraya göçmeleri meseledir. Bütün o yaslı türkülerin altında bu amansız yurt arayış çabası yatar işte... Hâlleri perişandır hep perişan; `Konarken de konmaz oldu bazımız/ Her kötüye geçmez oldu sözümüz./ Öterken de ötmez oldu sazımız/Tutmaz perdeler, diller perişan/Aşireti dağıttık, düştük gurbete /Altı Arap atlı beyler perişan...` Sivas ve Yozgat çevresine yerleşmişken bir emirle Suriye`nin Rakka şehrine sürülmeselerdi bunca kederli olurlar mıydı? Bugün biraz da gülerek, `Biz de hak etmişiz ama...` diyorlar, `Gittiğimiz yerlerde rahat durmamışız.`

    Anadolu`ya onlardan daha önce yerleşmiş ahaliyi rahatsız ettiklerini inkâr etmiyorlar. İlk etapta yerleşmeye de direniyorlar üstelik. Onların özgürlüğü, Osmanlı için başkaldırı demek. Bir an evvel iskân edilmeleri gerek. Osmanlı kimi nereye yerleştireceğini bilir. `Çadırda doğup, çayırda ölmek`le gururlanan ve gittikleri her yere bir ordu gücüyle giden Baraklar için Rakka çöllerinin seçilmesi de planlı hesaplı bir iştir. Barak Türkmenleri eşkıyalığa meyletmiş Arap aşiretlerine karşı bir tampon oluşturacak ve yolları güvence altına alacaktır. Bu görev için göçe ve yerleşik düzene zorlanmaları içten içe gurur vesilesi olsa da Barak uzun havalarında Osmanlı `düşman` diye anılmaktan kurtulamaz. Ancak şunu da söylemek gerekir ki, bugünkü ovada kalanlar kaldıktan yani 1700`lerde yerleşik düzene geçildikten sonra Baraklar devlete sadık bir topluluk olmuştur hep.

    BARAK ODALARI TANRI MİSAFİRİ BEKLİYOR

    Odalar, Barak kültürünün en görünür yüzü... Köylerde her varlıklı aile, misafirleri için inşa edilmiş ayrı bir odaya sahip. Kimi zaman uzaktaki akrabaların, kimi zaman ansızın çıkagelmiş Tanrı misafirlerinin ağırlandığı odalar, köylü için de bir buluşma noktası. Germiş köyünden Memik amcanın deyimiyle, akşam yemeğini yiyen adam, daha lokma boğazındayken kalkıp odaya gelir. Oda dediğin, küçük bir ev; dikdörtgen bir salon, başköşede kahve ocağı ki bu bahse az sonra geleceğiz, yerlerde minderler, bir köşede yüklük ve duvarda bağlama ya da Barakların kullandığı ismiyle damdıra... Bugün asıl işlevinden uzaklaşmış olsa da, yani misafir ağırlamanın ötesinde, Barak tarihinin nesilden nesile aktarıldığı mekânlar olmaktan çıkmış olsa da yerli yerinde duruyor odalar. Tamam, köyler boşalıyor giderek, geride kalan ihtiyarlar sıva yapamadığı için kerpiç odalar yıkılıyor; ama betonarme de olsa yenileri inşa ediliyor. Ocağa kahve cezveleri sürülüyor yine ki bu az iş değil. Güneydoğu`da mırra olarak bilinen acı kahveyi her vakit hazır tutabilmek variyetli oda sahiplerine mahsus... Köylü ekseriyetle kahvesi sürekli dövülen, kaynatılan bu odalarda toplanıyor. Oda sahibi hep içeride olmalı, misafirlerini karşılamalı, öyle ki çok oturmaktan entarisinin arkası kırışmalı yani Baraklar arasında söylendiği şekliyle `oturaklı` olmalı.

    Odada misafir ağırlamanın adabı nedir? Gelen misafir bir yabancıysa şayet, hiç soru sorulmadan yatağı yapılır, yemeği verilir ve üçüncü günün sonunda nihayet: `Başına bir dert mi geldi?` diye sorulur. Gelen kişi, hırsız da olsa, katil de olsa bu böyledir. Aksi bir durumda `Bir çalı, bir kuşu korur. Bir çalı kadar olamadık mı?` derler. Odaların kapısı hep açıktır bu yüzden; yatak yorgan hep hazırdır; evin reisi varmış yokmuş fark etmez, Abbas ağa yoksa oğlu vardır, oğlu yoksa amcaoğlu, kapıya gelen asla geri çevrilmez...

    Barak odaları kan davalarının çözüldüğü, barış yemeklerinin yendiği, taziyelerin kabul edildiği ve sosyalleşmenin öğrenildiği mekânlar aynı zamanda. Bu yörede üniversite okumayanlar kendilerini Barak odasından mezun sayarlar. Yedi sekiz yaşından sonra misafirlere su vermek için odaya giren çocuklar, oturup kalkmayı, dinlemeyi ve konuşmayı burada öğrenir.

    Henüz yerleşik düzene geçilmemişken çadırlarda başlayan oda kültürü, Anadolu`ya Alevi olarak giren Barak Türkmenlerinin Sünniliğe ısınmasında da önemli rol oynamış. Osmanlı`nın tayin ettiği

    Bu Haberi Arkadaşlarına Göndermek ister misin ?
    Yazı boyutu         

    `dede` görünümlü Malatyalı hocalar, bu odalarda söyleşip konuşmuş köy ahalisiyle. Tıpkı Tokat civarından gelen gerçek Alevi dedeleri gibi... `Biz her gelen dedeyi saygıyla karşılamışız.` derken bugün, demokrat yanlarına vurgu yapıyor Baraklar. Yeniliğe açık oluşları da takdire şayan; öyle ki Germiş köyündeki barak odalarından birinde klima, kablosuz internet ve plazma televizyon görmek mümkün. Karşı konulamayan yenilik, kültürün sonunu hazırlıyor, ovada bunu bilmeyen yok.

    DÜĞÜN DEĞİL AMELİYAT; İKİ SAATTE BİTİYOR!

    Antep`te Ezo Gelin Düğün Salonu`nun önünde Abdallar, davul zurna eşliğinde misafir karşılıyor. Köy düğünlerinden kalma bu eski gelenek, şehir düğünlerine monte edilebilen nadir figürlerden biri. Abdallar Baraklar gibi bir Türkmen boyu... Horasan`dan gelen seksen dört bin çadırın, dört binini onlar oluşturuyordu ve işleri, bugün olduğu gibi müzik yapmaktı. Barak iskân havalarının altında Abdal ağası Dedemoğlu`nun imzası vardır ve onun Abdal torunları, Barakların gözünde hâlâ `emmioğlu`dur. Düğün salonunun önünde çalan Abdallardan biriyle Barak mihmandarımız İlyas Göğebakan arasındaki şu eğlenceli diyalog Abdalların Baraklar yanındaki konumunu da izah ediyor: `Kolay gelsin emmioğlu. Nereden gelirsiniz siz, dedeniz kim?` `Dedemoğlu`ndan gelmeyik biz, Horasan`dan...` `Yeriniz, yurdunuz neresi?` `Oldu bitti buralardayık, çadırda yaşıyık. Horasan`dan gelirken ağalar (Baraklar) atla gelmiş, biz eşekle gelmişik. Yetişememişik onlara, yurt alamamışık.`

    Abdallar düğünlerin vazgeçilmezi hâlâ; eskiden köyde, dam başında çalıyorlardı, şimdi plazada. Ezo Gelin Düğün Salonu`nun sahibi Ali Özdemir bu tür mekânlar açarak, Barak kültürünü zayıflattığı itirafında bulunuyor; ancak artık pek az aile, kalabalık misafirlerin ağırlandığı, kurbanların kesildiği zahmetli ve masraflı köy düğünlerini tercih ediyor. Önceden bir hafta süren eğlenceler, şimdi bir cerrahî operasyon gibi iki saatte hallediliveriyor. Davul zurnayla misafir karşılamak dışında yaşatılan düğün geleneği nedir? Önde erkeklerin, arkada kadınların ve çocukların oluşturduğu halkaların içgüdüsel bir şekilde dönmeye başlaması... Vaktiyle, `leylim` türküleri eşliğinde dönülürmüş böyle; davul gelinceye, başka bir deyişle, `düğün çalınıncaya` kadar gençler, bir kişinin söylediği türkü eşliğinde halaya dururmuş ki, bu şekilde ayak vurup el çırparak bir köyden diğerine gidildiği bile olurmuş. Şimdi sözleri bilinse de müziği hatırlanmayan leylim türküleri Barak Ovası`nın tek hareketli havası imiş. Gerisi hep dert, hep keder...

    Barak havaları uzun bir unutuluşun ardından dirilmeye, kıymet bulmaya başladı. Odalarda çalıp söylemek, günlük hayatın bir parçası... Türküler, yokluğu hiç düşünülmemiş, varlığı hayret verici bulunmamış; ekmek ve su gibi, ölümler ve doğumlar gibi takip ettiği için Barakları, `yazalım, çizelim, iki kapak arasında toplayalım` gibi bir kaygı duymamışlar önceleri... Neden telaş etsinler ki; kıyıda sessiz sedasız oturan her adam usta bir bağlamacı çıkabilir burada, okumamak için direnenlerin sesi yüreğinizi titretebilir. Öylesine mütevazı ve olağan bir eylem çalıp söylemek... Gelgelelim yaşlılar birer ikişer terk-i dünya edip de gençler köyleri boşaltmaya, geride kalanlar, `Aman, neydi o türkünün sözleri?` diye düşünmeye başlayınca, kaleme kâğıda sarılmış kimileri, bağlamaya daha bir sıkı yapışmış... Germiş köyünden Mehmet Demir, onlardan biri... Ovanın kayıp türkülerini derleyip dillendiren mahalli bir usta değil sadece, Devlet Türk Halk Müziği Korosu sanatçılarından biri. TRT programlarında yer almanın dışında `Anadolu`nun Kayıp Şarkıları` belgeselinde Barak havası okumuşluğu var.

    `Kaybettiğimiz üç beş türkü var.` diyor Demir, `İsimleri var, sözü var; ama makamları yok. Onun dışında derlemediğimiz türkü hemen hemen kalmadı. Bu çalışmalar, yirmi sene sonra daha önemli olacak; çünkü kültürümüz günden güne eriyor.` Mehmet Demir`in annesi Zehra Hanım, bir sır verir gibi fısıldamıştı bu gerçeği: `Barak, toprağın altında kaldı kızım. Geride kalan bir şey değildir.` İşte bu yüzden, kültürün taşıyıcısı türküleri derleyip toparlamak için neredeyse birbiriyle yarışıyor sanatçılar. İlk ve tek albümünde Barak uzun havaları icra eden Asım Kuzuluk, ikinci albümünde de tozlu sandıklardan çıkmış Barak türküleri okumaya hazırlanıyor. Antep`te Barak Sofrası adlı bir restoran işleten Ümit Can İlhan da barak icracılarından biri... Hatırlı misafirleri geldiğinde bağlamayı eline alıp, artık hangisi olursa, Bey Veled mi, Döne Gelin mi, dertli dertli okumaya başlıyor. Bir bakmışsınız Şahinbey İlçe Belediye Başkanı gözlerini siliyor, bir diğeri `Ahov, ahoov` diye başını iki yana sallıyor. Ümit Bey`in favori icracılarından çoğu rahmetli olmuş; hayattakiler de hayli yaşlı; Şido Hanifi, Şerif Akbağ, Bayındırlı Gazi, Mahgül, Derviş Hüseyin...

    İsim listesini alıp Barak Kasetçiliğin yolunu tutuyoruz. 1985 yılından bu yana ağırlıklı olarak Barak kasetleri satan Ahmet Şimşek, yirmiden fazla kaseti olan ve özellikle Halep`te çok sevilen bir icracı aynı zamanda. Ama en renkli özelliği bir araştırmacı olması... Şöyle ki, memlekette güzel Barak havası okuyan kim varsa, teybi kaptığı gibi evine gitmiş ya da kendi dükkânına davet etmiş. Rafların bir kısmı ev yapımı bu `özel` kasetlerle dolu işte: `Stüdyo Barak iftiharla sunar...` Bu arada Barak uzun havalar okumanın her babayiğidin harcı olmadığını da söylemeliyiz. Ova ahalisinin bu hususta biraz müşkülpesent olduğu bir gerçek; ekranda bu türküleri okumakta başarılı olamayan bir sanatçının hiç şansı yok; televizyonun kulağı anında bükülüveriyor. Onlara göre; bu topraklarda doğup büyümeyen Barak havalarını okuyamaz. Gırtlağı yetersiz kalır, sesi indirip kaldıramaz. Ufak bir söyleyiş farkı her şeyin sonu olabilir. Barak türkülerinin yaygınlaşmayışı biraz bu söyleyiş zorluğundan ise, biraz da içeriğin çok kendine özgü oluşundan ve sözlerin anlaşılmayışındandır.

    BARAK KÜLTÜRÜNE AVRUPA ELİ

    Gaziantep Yörük Türkmen Kültür Derneği Başkanı İlyas Göğebakan, Barak kültürünün yaşatılması için gayret eden isimlerden biri. Avrupa Birliği`ne sunduğu `Geçmişten Geleceğe Barak Kültürü` projesi onaylanınca kolları sıvamış ve `Barak` isimli bir dergi çıkarmakla işe başlamış. Arkasından Barak Ovası gezileri, defileler, kitap ve belgesel çalışması gibi aktiviteler gelmiş. Şimdi sırada, Antep`te hazırlanan bir Barak Odası`nda geleneği takip etmek var. Ekim ayında başlayacak oda oturmalarında Barakların yaşayışıyla ilgili sorunlar da masaya yatırılacak. Yöre halkı, kültür erozyonuna uğramak dışında, susuzluk gibi başka bir sıkıntıyla da mücadele ediyor çünkü... İlyas Göğebakan, Barak Ovası`ndaki mihmandarımızdı aynı zamanda. Gaziantep Havaalanı`nda Başmüdür Yardımcısı Mehmet Kök`le başlayan `Barak` söyleşilerinin buz gibi ayranlar eşliğinde hep serin bahçelerde gerçekleşmesinde hayli emeği var. Ve bir önceki nesil; babalar... İlyas Bey`in babası Burhan amcanın elinden kahve içmek, Mehmet Demir`in babası Memik amcadan hikâyeler dinlemek... Kendi bahçesinde çalıp söyleyen Salman İnal`ın sazı ve sözü nasıl da içliydi! Bu söyleyiş, açık kapılardan göze ilişen bağlamalar, meraklı bir film izler gibi dinlenen eski hikâyeler, odalara adım atmadan duyulan acı kahve kokusu, güler yüz, `Bu kültür daha uzun yıllar yaşar.` diyor sanki... Ovanın üstünde `aman aman nidaları hayli zaman duyulur. Birileri hep `Ahov, ahoov` diye dertlenir...

    BİR ÇİÇEK İLİŞTİR AHMEDİYEYE...

    Kadınlar, geleneksel giysilerini köy düğünlerinde giyiniyorlar ancak. Giysinin en göz alıcı kısmı baştaki sarı örtü ve ona iliştirilen çiçek... Halep işi örtünün adı Ahmediye. Geleneksel Barak kadın giysi tarzı üç parçadan oluşan üçetektir. Alttaki uzun entariye `köynek` denir. Onun üzerinde dilimli parçalardan müteşekkil bir `zubun` vardır. En üste `fermene` giyilir ve hepsinin üzerine dikdörtgen bir önlük bağlanır. Ayağa sarı pabuç giyilir. Barak kadınları arasındaki dövme geleneği ise tamamen kalkmış görünüyor. İlyas Göğebakan`ın annesi Fatma Hanım 12 yaşında yaptırdığı el dövmelerini hâlâ taşıyor. Silmek mümkün değil zaten. Mehmet Demir`in annesi Zehra Hanım`da neden dövme olmadığını kendisinden dinleyelim: `Babam dindar adamdı. Anneme demiş ki `Bu kıza dövme edersen seni boşarım.` Annemin çenesinde varmış. `Günah!` demişler. O da leymon tuzu çalmış yüzüne de birazını çıkarmış. Eskiden dövmesiz kadın yoktu



          




    Ziyaret Bilgileri
    Aktif Ziyaretçi1
    Bugün Toplam1
    Toplam Ziyaret73174
    Saat

     

    BEYAZ  İLETİŞİM

    ERGÜN VE CELAL SIĞINAN

    TÜRKCELL,VODOFONE

    AVEA

    • CEP TELEFONU
    • AKSESUAR
    • BİLGİSAYAR
    • Mp3,Mp4,Mp5
    • Fatura tahsilat
    • Teknik servis

    ISTASYON CAD.NO:10/B(HAYAT HASTANESİ KARŞISI)

    TLF:220 41 70

    GAZİANTEP